30 Ekim 2009 Cuma

Kuzum ve Ben








Adı Ne Olsun?


Akbek:Namuslu ve varsıl, akbay, ak bey, ak beğ

Alaz:Yanan ve ışık veren nesnelerin türlü biçimlerde de uzanan dili, yalaz, yalım alev

 Alhan:Al renkli prens

Altemur:Kızıl kor durumuna gelmiş demir

Aras:Doğu anadolu'da bir ırmak, erzurum'a bağlı bir bucak, bulunulmuş mal
Arel:Temiz, dürüst

Arın:Temiz,saf; alın

Aybars:Ay gibi güzel, pars gibi yırtıcı, (hun imparatoru attila'nın amcasının adı


Adal:Ün kazan                

Alya:Yüksek yer; yükseklik, gök         

Arya:Operada sanatçının orkestra eşliğinde söylediği uzun şarkı      

Aya:El değmemiş bakire, meryem'e verilen bir ad, medine şehrinin bir adı, delinmemiş inci, Bahar kışla yaz arasındaki mevsim, genç, taze devre, ilk zamanlar  

Azra:Üstünde hiç yürünmemiş kum; yeni yetme kız


KAYNAK

Doğada vakit geçirin!


12-18 aylık bebekler doğal yaşamı büyük bir ilgiyle seyreder...


Çocuklar yürümeye başladıkları andan itibaren sürekli dışarı çıkmak isterler. Ev ortamından sonra dış dünya ile tanışmak onları çok mutlu eder. Vaktiniz bol ve sabrınız çoksa uzun yürüyüşlere, park gezilerine çıkmaya hazır olun! Algılaması, çevreyi keşfetmesi için bu küçük gezintilerin faydası büyük. Bahçede ya da parkta oyun oynaması için ufak bahçe aletlerini yanınıza alın. Ne de olsa artık kovasını kendi başına taşıyabilecek yaşta.



Bu dönemde çocuğunuz doğa aşığı olur ve detaylara çok önem verir. Örneğin bahçenizin ortasında ilerleyen bir salyangoz dikkatini çekebilir, kedilere, köpeklere dokunmak ister, peşlerinden koşar.


Büyük şehirlerde yaşayan aileler için kırsal bölgelere gitmek büyük bir değişikliktir. Kendiniz için vakit bulamıyorsanız çocuğunuz için bu tarz değişiklikleri mutlaka denemelisiniz. Kırsal yerlere gidemiyorsanız hayvanat bahçesine gidebilirsiniz. Hatta çıkardığı sesleri beyinlerine kaydedip eve geldiğinde size onların seslerini çıkaracaktır.


Çocuklar yağmurlu havaları çok sever. Anlayacağınız yaz yağmurlarında kendinizi eve hapsetmenize gerek yok. Çizmelerini ve yağmurluğunu giydirin, bırakın yerdeki su birikintilerine basıp geçsin. Yağmurun sesiyle ıslanıp oynamak ona iyi gelecektir. Açık havada yürüyüş, kaydırağa binmek, top oynamak genellikle miniklerimizin bedenlerini yorar. Yorgun düşen minikler bu sayede geceleyin güzel bir uyku çeker

Kaynak

29 Ekim 2009 Perşembe

Kız mı erkek mi? Cinsiyetini belirlemek için ne yapabilirsiniz?


Bebek yapmaya karar verdiğinizde istediğiniz cinsiyeti belirlemek için doğal yöntemlerle şansınızı arttırabilirsiniz. Kız mı istiyorsunuz yoksa erkek mi?


Erkek Olsun İstiyorum!



Seks yapmadan önce, eşinizin sperm sayısını arttırması gerekiyor. Bunun için bir süre bol pantolon giymeli ve her gün soğuk suyla testislerini silmeli. Bu yöntemle eşinizin sperm sayısının artmasına sebep olacağı içim bebeğinizin erkek olma olasılığını yükselebilir. Cinsel ilişki sırasında ise köpekleme pozisyonunu kullanmanız ve ilk sizin orgazm olmanız gerekiyor. Cinsel ilişki için en iyi zaman: Adetten hemen sonraki hafta.


Kız Olsun İstiyorum!


Kız olmasını istiyorsanız, yüz yüze ve daha yavaş ritimli bir cinsellik deneyin. Eğer vajinanız kaygansa ve akıntı geliyorsa sakın cinsel ilişkiye girmeyin. Çünkü kız istiyorsanız vajinanız daha kuru olmalı ve orgazm olmamaya çalışmalısınız. Seks yapmak için en iyi zaman: Adet olmadan önceki hafta. Yalnız, adet olmadan önceki 24 saat seks yapmamanız gerekiyor.

Erkek çocuk istiyorsanız:


- Daha çok et yiyin (özellikle kırmızı eti)


- Tuzlu yemişler ve cipsler yiyin.


- Babalar bol soda için


Kız çocuk istiyorsanız:


- Hem anne hem baba; bol balık ve sebze yiyin.


- Anneler bol tatlı yiyin.


Çocuğunuzun cinsiyetinde ilişkiye girme şeklinizin etkisi var mı?


Yine büyükannelerin dediğine göre; eşinizle sevişme şekliniz de çocuğun cinsiyetini belirlemede etkin bir role sahip. İşte tavsiye edilenler,


Oğlunuz olması için:


- Sevişme sonrası bir süre yataktan kalkmadan uzanın.


- Ayakta sevişin.


- Eğer erkek daha istekli ve aktif ise oğlunuz olma ihtimali daha yüksek.


- Eğer bebek yapma fikri babadan gelmişse yine erkek çocuk olma olasılığı fazla.


Kızınız olması için:


- Kadının üstte olması


- Kadının erkekten önce orgazm olması


- Kadının seksi başlatan taraf olması önemli.


Çocuğunuzun cinsiyetinde Astrolojinin etkisi var mı?


Bizler gibi günlük horoskoplarını okuyan ve astrolojiye meraklı toplumların elbette ki bu konuda da inanacakları bir şeyler vardır.


Erkek çocuk için:


- Çeyrek ay varken sevişin.


- Gece sevişin.


- Ayın tek günlerinde sevişin


Kız çocuk için:


- Dolunayda sevişin.


- Akşamüstleri sevişin.


- Ayın çift günlerinde ilişkiye girin.


Önceki çocuklarınız


Anlatılan bazı hikayeler ise en son olan çocuğunuza bir bakmanızı salık verirler. Eğer son çocuğunuzun ensedeki saçları düz bir hizada ise oğlunuz; eğer ense saçı üçgen biçiminde aşağıya uzanıyorsa kızınız olacak demektir.


Çinliler bu konuda ne diyor?


Çinliler bu iş için değişik bir yöntem bulmuşlar. Bunu uygulamak için bir ipe bir iğne geçirin ve birisi ipin ucunda sallanan bu iğneyi avucunuzun 10-15 cm üzerine sallandırsın. İğne eğer ileri geri hareket ederse kızınız; daireler çizerse oğlunuz olacaktır.


Bu konuda uzman görüşleri


Çocuğumuzun cinsiyetini seçebilir miyiz? Belki evet, belki hayır. Yukarıda anlattığımız öykülerden çok daha güvenilir olanları çeşitli araştırmalar sonucunda tespit edilmiş ancak tüm tıp dünyası bu konuda ve bu konunun ne kadar etik (ahlaksal) olduğu konusunda ortak bir görüşe sahip değil. Bu konuda daha önce anlattığımız halk görüşleri şuna dayanmaktadır: Erkek kromozomu taşıyan sperm, kız kromozomu taşıyan spermden daha hızlı hareket eder. Peki bu konuda tıptaki ilerlemeler ne diyor? Kimi araştırmalar bu görüşü desteklerken kimileri geçerli olmadığı görüşünde. Human reproduction dergisinin Eylül 1998 sayısında yayınlanan bir araştırmada; uzmanlar Flowsitometre denen bir yöntem ile bebeğin cinsiyetinin seçilebileceğini söylediler. Bu yöntemde DNA floresanlı bir boya ile boyanıyor ve miktarı ölçülüyor. Daha önce Y-kromozomu taşıyan(erkek) spermin % 2.8 daha az genetik materyale sahip olduğu belirlenmiş. Böylece DNA'nın ölçümü ile istenen sekse ait genetik materyal elde ediliyor.

Ancak bu yöntemler tam oturmuş değil. Bunun dışında tıpta belirlenen başka yöntemlerde var. Ama hiç bir yöntem size garanti vermiyor. Hatta bazıları birbirleri ile çelişiyor. Şimdi size üç doktorun bu konuda geliştirdikleri teorilerinden bahsedeceğiz. Ancak bunlar için kadının yumurtlama zamanının doğru tespit edilmesi şart. Bunun için iki yöntem var ve özellikle bu ikisi birlikte kullanıldığında çok daha doğru bir sonuca ulaşmak mümkün. Birincisi adet döneminizde vücut ısınızı her gün düzenli ölçerek bir tablo çıkarmanız. Tam yumurtlama zamanında vücut ısınız yükselme gösterir. Bunu tam olarak değerlendirebilmeniz için birkaç dönem bu çizelgeyi hazırlamanız ve alışmanız lazım. Bir ikincisi ise yumurtlama zamanında rahim ağzı servikal mukusun değişip, daha akışkan, berrak ve fazla miktarda olması. Bunları değerlendirip yumurtlama zamanını tespit edebilirseniz hamile kalmaya hazırsınız demektir.


Shettlesmetod (Dr. Landrom Shettles ve Dr. David Rorvik)


Y kromozomu taşıyan erkek sperm diğerinden daha hızlı hareket eder, ancak X kromozomu taşıyan (kız ) sperm de diğerinden daha uzun yaşar. Bundan yola çıkarak yumurtlama zamanına ne kadar yakın ilişkiye girerseniz erkek spermi daha hızlı hareket ettiği için yumurtanızı dölleyecek ve oğlunuz olabilecektir. Eğer yumurtlama zamanından 2-4 gün önce ilişkiye girerseniz erkek spermler yumurtlama zamanına dek yaşayamayacağından ve ancak kız kromozomu taşıyanlar dayanabileceğinden kızınız olma şansı yükselir.


Whelan metodu (Dr. Elisabeth Whelan)


Bu metod biraz önce anlattığımızın tam tersini söyler. Bu metoda göre erkek spermin oluşumundaki bazı biyokimyasal değişiklikler adet döneminin erken safhasında daha etkili olur. Yani bir oğlunuz olsun istiyorsanız yumurtlama zamanından 4-6 gün önce ilişkiye girin.


Ericsson metodu (Dr. Ronald Ericsson)


Dr. Ronald Ericsson birçok kadın doğum merkezinde kullanılan bu yöntemin patent sahibi. Bu yöntem daha bilimsel şartlarda gerçekleştiriliyor. Babadan alınan spermler özel bir yöntemle filtre ediliyor yada sentrifuje ediliyor. Bu işlemden sonra hafif olan Y kromozomu (erkek) tüpün üstünde kalırken; ağır X kromozomu dibe çöküyor. Hangi cinsiyeti istiyorsanız daha sonra o alınıyor ve yapay döllenme ile rahminize bırakılıyor.


Anlattığımız tüm bu yöntemleri kullanmasanız bile yapılan araştırmalar göstermiş ki her yıl hamile kalan çiftlerin erkek çocuk yapma olasılıkları yüzde 51.2 iken, kız çocuk olasılığı yüzde 48.8'dir. Yani ufak bir farkla oğlunuz olma olasılığı daha yüksek


Yazı işlerinin notu: Yukarda sözü geçen teorilerin bir garantisi olmadığını ve bu konuda bulunabilmiş kaynaklardan bir derleme olduğunu belirtmek isteriz... Erkek olsun ya da kız olsun önemli olan sağlıklı ve mutlu bir bebek olsun... Öyle değil mi?

Kaynak

Benim düşüncem:Herşeyden önce Allah sağlıklı  evlatlar nasip etsin isteyen herkese.Zaten kız yada erkek farketmez bence sonuçta ikiside sizin canınızdan bir parça.Önemli olan herşeyin güzel olması =)

Gözlere Dikkat!


Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi'nden Doç. Dr. Şule Ziylan, 'Tedavide geç kalmamak için bebeklerin doğduktan sonraki ilk üç ayda mutlaka bir göz muayenesinden geçmesini öneriyoruz.' diyor ve bebeklerde oluşabilecek göz kusurlarını anlatıyor.

Yeni doğan bebekler göz bozukluklarıyla doğabilir. Halk arasında bebeklerde göz bozukluğu olmayacağı veya bebeklerin gözlük takamayacağı gibi bir inanış var. Bu doğru değil. Çünkü erken dönemde bir gözü veya her iki gözü ileri derecede bozuk olan bebekte görme yetisi iyi gelişemez. Bir veya iki gözde görme tembelliği oluşur. Kırma kusuru olan yani halk deyişiyle bozuk olan gözde oluşan bulanık görüntü nedeniyle çocuk beyni doğru ve net görmeyi öğrenemez. Görme gelişimi bittiğinde fark edilen görme azlığı tedavi edilemeyebilir. Bu nedenle erken dönemde gözlük gerekebilir. Yine erken dönemde bebeklerde anahtar deliği şeklinde göz bebeği, normalden daha küçük gelişmesini tamamlamamış göz küresi, göz kapaklarında gelişimsel kusurlar olabilir. Bunların geç teşhisi istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden yeni doğan bebeklerde göz muayenesi önem taşır.

Kaynak Burada

Çocuklar İçin Boyama Sayfası

Çocuklarınız için eğlenceli bir boyama sayfası Altın çocuk'tan haydi bu sayfaya
                                                  
   boyama sayfası


                                                                     

24 Ekim 2009 Cumartesi

MUTLU BİR GÖRÜNÜM İÇİN 15 ÖNERİ


Bazen yüzümüzün düştüğü ve kendimizi çok mutsuz hissettiğimiz zamanlar oluyor. Bu dönemde hemen makyaj çantanıza sarılmak ve kozmetik ürünlerinin kendimizi iyi hissettirmesine izin vermek en doğrusu. İşte kolaylıkla uygulayabileceğiniz öneriler...

1. İnatçı Göz Torbaları


Fazla alkol tüketimi veya uykusuz çalışma saatleri göz altında torbalanmalara neden oluyor. Hemen moralinizi bozmayın. Pembe far kullanarak göz torbalarınızı kamufle edebilirsiniz. Pembe far yüzünüze ışıltı vererek, yorgun ifadenizi canlandıracaktır.

2. Gülsuyu Tazeliği


Taze çiçek kokuları ruhunuza rahatlatarak, kendinize iyi hissetmenizi sağlar. Çiçek kokulu, fresh parfümlerin yanı sıra gülsuyu kokusu da sizde aynı etkiyi oluşturabilir. Gülsuyunu burnunuzun önünden geçirin ve derin bir nefes alın. Her gün biraz gülsuyu ile kendinizi ve cildinizi tazelemeyi deneyin.


3. Su ferahlığı


Makyaj yapmayı sevmiyorsanız, günde birkaç kez yüzünüze soğuk su çarparak, kan dolaşımınızın hızlanmasını ve yüzünüzün renklenmesini sağlayabilirsiniz. Yanaklarınıza parmaklarınızla hafifçe vurarak, kırmızılık verebilirsiniz. Su cildine ferahlatacak ve daha iyi görünmenize yardımcı olacaktır.


4. Şeftali Renkteki Pudra


Yazın tazeliğini ve ışıltısını yüzünüze yansıtmak için şeftali tonlarında allık kullanabilirsiniz. Yanaklarınızda doğal, sağlıklı ve mutlu bir görünüm oluşturacaktır. yanaklarınızı çimdikleyin ve kızaran bölgeye allığı uygulayın. Allığı cömertçe sürün sonra avuç içlerinizle yanaklarınıza vurun. Böylece fazlalığı alabilirsiniz.


5. Sanal Mutluluk


Mutsuz olduğunuzda dört parça çikolata yiyerek alacağınız 500-600 kalori yerine, magnezyum takviyesi kullanabilirsiniz. Sonradan kilolarla uğraşmak yerine bu takviyeleri almayı denemelisiniz. Çikolatanın verdiği mutluluğu verdiğini göreceksiniz.


6. Banyoda Parfüm Keyfi


Güzel kokular hormonları harekete geçirerek mutlu olmayı sağlar. Banyo yapmak ise bir başka mutluluk kaynağıdır. Banyo suyunuza hoş kokulu ve cildinizi yumuşatan banyo yağlarından ekleyebilirsiniz. Bir kapak yağın vücudunuzla neler değiştirdiğini fark edeceksiniz.


7. Dudak Hilesi


Dudaklarınızın ince görünmesi sizi mutsuz ediyorsa, daha kalın görünmesi için küçük bir hileye başvurabilirsiniz. Rujunuzu dudaklarınızdan taşacak biçimde sürün ve sonra fazlalığı silin. Koyu renkli rujlar işinizi kolaylaştırabilir.

8. Güzel Tırnaklar


Güzel ellere sahip olmayı kim istemez ki? Zevkinize ve giyim tarzınıza uygun bir ojeyi seçin ve hemen tırnaklarınıza sürün. Ellerinizin bakımlı görünmesi moralinizi düzeltecek ve kendinize güveninizi artıracaktır.


9. Dudaklarda Badem Yağı


Badem yağının sadece kirpiklere ve kaşlara uygulandığını sanmayın. Çatlayan dudaklarınıza biraz badem yağı sürerseniz, sürdüğünüz rujun etkisinin çok daha uzun süre kalacağını ve dudaklarınızın pürüzsüz görüneceğini fark edeceksiniz.


10. Dudakta Göz Farı


Dudağınıza göz farı sürmeyi hiç aklınıza gelmiş miydi? Pudra görevi üstlenen göz farınız, rujunuzun dudaklarınızda uzun süre canlı ve renkli görünmesini sağlayacaktır.

11. Çiçekli Uyku


Yastığınızın altına çiçek kokulu sabunlar veya lavantalı torbacıklar yerleştirebilirsiniz. Lavanta kokusu uykuya kolayca dalmanıza yardımcı olacaktır. Çiçek kokulu sabunları küçük parçalara bölerek bir keseye yerleştirebilirsiniz. Lavanta keselerinin etkisini yine hissedebilirsiniz.


12. Mavi Rimel


Kirpiklerinizi mavi maskarayla boyamaya ne dersiniz? Klasik siyah ve kahverengi rimelin dışına çıkarak, kirpiklerinizin daha çekici olduğunu göreceksiniz.


13. Kristal Taşlar


Gözlerinizi yorgun ve birbirine batar gibi hissediyorsanız gözlerinizin yorgunluğunu kristal taşlarla alabilirsiniz. Gözlerinizi kapatın ve üzerine kristal taşları yerleştirin. Negatif enerjiyi gözlerinizden alacaktır.


14. Soda Mucizesi


Güzelliğinizin sırrını sodada keşfedebilirsiniz. Sabahları yüzünüzü sodayla yıkamayı deneyin. Cildinizdeki tazelik ve rahatlama hissedeceksiniz.

15. Yağlı Saçlar


saçlarınız yağlı olduğu için, her gün yıkamanız saçlarınız için yıpratıcı olabilir. Bunun doğal bir reçetesi var. Bir tutam biberiye ve bir tutam kekiği 250 gram suda çay gibi demleyin. Sıvıyı temiz saç diplerinize sürün. Saçlarınızın yağsız bir görünüme kavuştuğunu hissedeceksiniz.


KAYNAK

23 Ekim 2009 Cuma

4 DAMLA KAN HAYAT KURTARIYOR


Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan fenilketonüri ve doğumsal hipotiroidi taraması sayesinde birçok bebeğin zihinsel ve bedensel özürlü olması önlendi.



1 milyon 300 bebeğe bakıldı


Geçen yıl topuk kanıyla taraması yapılan 1 milyon 300 bebekten 246’sına fenilketonüri, 706’sına ise doğumsal hipotiroidi tanısı konularak, uygun tedaviye başlandı.


“Fenilalanin” isimli aminoasitin enzim eksikliği nedeniyle sindirilememesi ile ortaya çıkan ve zeka geriliğine yol açan fenilketonürinin erken tanısı için taramalar uzun yıllardır Sağlık Bakanlığının sorumluluğunda bazı üniversitelerce yürütülüyordu.


Fenilketonüri taraması, 2006 yılının Aralık ayından bu yana Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (RSHM) tarafından Türkiye genelinde yapılıyor.


Hipotiroidi taraması da yürütülüyor

Aynı program kapsamında, tiroid bezinin bulunmaması veya bu bezin hormon üretmemesi ya da yetersiz hormon üretmesinden dolayı ortaya çıkan, yenidoğanlarda bedensel ve zihinsel gelişim bozukluğuna neden olan hipotiroidi taraması da yürütülüyor.


RSHM Başkanlığı Yenidoğan Tarama Merkezi Sorumlusu Dr. Gülsüm Apak Özdemir, fenilketonüri için doğumdan sonraki 3-5. günlerde bebekten topuk kanı alınmasının gerekli olduğunu belirterek, “Hastalığın bulunup bulunmadığının tespiti için bebeğin birkaç gün anne sütüyle beslenmesi lazım” dedi.

"Hastalık hemen tespit edilebilir"


Fenilketonürinin doğumdan sonraki 6-12. aylarda belirti verdiğini, bu hastalığa sahip bebeklerin oturamadığını, başlarını tutamadığını ve yürüyemediğini anlatan Özdemir, “Eğer uygun sürede gerekli taramalar yapılırsa, hastalık hemen tespit edilebilir. Böylece, Özel mamalarla beslenen bu bebeklerde hastalığın ortaya çıkması önlenir” dedi.


Fenilketonürinin Türkiye’de her 5 bin bebekten birinde görüldüğünü, bu oranın dünya genelinden yüksek olduğunu belirten Özdemir, akraba evliliklerinin bu oranın yüksekliğinde rol oynadığını söyledi.

Doğumsal hipotiroidi


Doğumsal hipotiroidinin, fenilketonüriden daha erken belirti vermekle birlikte, yine doğum sonrasında alınan topuk kanıyla tespit edilebildiğine dikkati çeken Özdemir, bu hastalığın dünya genelinde görülme sıklığı 4 binde 1 iken, Türkiye’de 2 binde bir olduğunu bildirdi.


Özdemir, ağır sonuçlar doğuran hipotiroidinin tedavisinin çok kolay olduğunu, bu hastalığın tespit edildiği bebeklerin tiroid ilacı verilerek hayatlarının kurtulduğunu söyledi.


Geçen yıl topuktan alınan 4 damla kanla 1 milyon 300 bin bebeğin fenilketonüri ve doğumsal hipotiroidi taramasından geçirildiğini belirten Özdemir, bu bebeklerden 246’sında fenilketonüri, 706’sında ise doğumsal hipotiroidi tespit edildiğini bildirdi.


Özdemir, sonuçların ilgili il sağlık müdürlüğüne iletilerek hemen uygun tedaviye başlanmasının sağlandığını belirtti.


Biyotinidaz eksikliği


Özdemir, yenidoğan tarama programına, bu yıl içinde biyotinidaz eksikliği taramasının da ekleneceğini bildirdi.


Biyotin vitamininin işlenmesindeki bir bozukluk sonucunda ortaya çıkan biyotinidaz eksikliğinde, duyma ve görme problemleri, gelişme geriliği, egzama benzeri deri döküntüsü, saçlarda dökülme, epilepsi şeklinde nöbetler görüldüğünü ifade eden Özdemir, bu bebeklerin ilk 1 yıl içinde hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduklarını anlattı.


Hastalığa dünyada 100-200 binde bir, Türkiye’de ise 11-13 binde bir rastlandığını belirten Özdemir, “Bunun tedavisi de çok kolay. Tanı konulan bebeğe biyotin vitamini verilerek bir hayat kurtarılabiliyor” dedi.


kAYNAK

HAMİLE ELBİSE MODELLERİ















NORMAL DOĞUMDA 10 ÖNERİ


1=Doğum için kendinizi rahat hisedebileceğiniz ve normal doğumu destekleyen bir hastane seçin.



2=Doğumda sorumluluğunuzu alan doktoru seçerken aşağıdaki normal doğumu destekleyen 6 uygulamaya nasıl baktığını sorgulayın.

3=Tıbbi bir sebep yokken doğumunuzun erken başlatılmasını kabul etmeyin.Doğumun kendi başlaması bebeğinizin de hazır olduğunun en önemli işaretidir.Doğumunuzun kendi ritmini yakalamasına izin verin.Zamana saygı gösterin ve doğumunuzun ilaçlarla hızlandırılmasına izin vermeyin.

4=Doğum sırasında hasta gibi yatağa bağlı kalmayın ve hareket etmekte özgür olun.Dik pozisyonları tercih etmeniz ve kasılmalarda hareket özgürlüğünüzün olması kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlar ve doğumunuzu kolaylaştırır.Bebek doğum kanalına daha rahat girer ve doğum süresi kısalır.Yürüyün,sallanın,dans edin yani kısaca bedeninizi izleyin ,o size ne yapmanız gerektiğini söyleyecektir.


5=Doğumda size destek olacak kişiyi seçerken iyi düşünün.Bu kişi sakin olmalı ve doğum boyunca size duygusal ve fiziksel olarak sürekli destek vermeli.Bu kişi eşiniz veya akrabanız olabilir.Profesyonel bir doğum koçu ile anlaşmayı da düşünebilirsiniz.

6=Doğumda bebek kalp atışlarının izlenmesi için kullanılan makineye sürekli bağlı kalmayın.Bu sizi kısıtlar ve bir sorun olduğu hissine kapılırsınız.Ara ara bebek kalp atışlarının izlenmesi yeterli olacaktır.


7=Bedeninizin istediği ölçüde gıda ve sıvı alımınızı engellemeyin.Doğumun tüm evrelerinde sıvı ve enerji ihtiyacınız olacaktır.Bunun engellenmesi doğumunuzu yavaşlatır ve müdahaleleri getirir.


8=Kasılmalar sırasında rahatlamak için anestetik ilaçlar dışındaki gevşeme yöntemlerini tercih edin.Anestetik ilaçlar doğal hormonlarınızın doğru salınımını bozar.Derin gevşeme,imgeleme,odaklanma,nefes teknikleri,masaj,sıcak veya soğuk uygulamaları ve rahat etmenizi sağlayacaktır.


9=Sırt üstü doğum yapmaktan kaçının.Ikınmalar sırasında bedeninizi izleyin.Bedeniniz isteyince ıkının.Sağlık personelinden sadece sessiz ve sözel destek isteyin.


10=Doğumdan hemen sonra bebeğinizi kucağınıza alın.Sıcak cilt teması sayesinde bebeğiniz gevşek kalır,ısısı korunur,kalp atımı ve solunumu daha kolay adapte olur.Anne-bebek bağı kolay ve çabuk kurulur.Bebeğinizle aynı odada kalmanız bebeğinizi daha iyi tanımanızı ve ihtiyaçlarına çok daha çabuk cevap vermenizi sağlar.Emzirme için güzel bir başlangıç olur.

KAYNAK

NORMAL DOĞUM MU? SEZARYEN Mİ?



Anne adaylarının çoğu sezaryeni seçiyor. Oysa normal doğum bebek ve anne için daha yararlı. Üstelik sanıldığı kadar zor da değil.

Hangi doğum sağlıklı?



Türkiye’de kadınların yüzde 80’i sezaryenle doğum yapıyor. ABD’de ise bu oran sadece yüzde 20. Doktorlar kadınların sezaryeni tercih etme nedeni olarak korkuyu gösteriyor. Sağlık ve maliyet açısından bakıldığında normal doğum sezaryene göre çok daha avantajlı.

Neden sezaryen?


Sezaryene büyük bir ameliyat gibi bakılması gerektiği belirtilirken anne ve bebeğin koşullarının uygun olması halinde normal doğum yapılması öneriliyor. Bazı anne ve babalar çocuğun burcunun istedikleri gibi olması için veya doğumu daha önceden belirledikleri özel bir güne denk getirmek için sezaryene başvurabiliyor.

Normal doğumun avantajı


Sezaryenin hem annenin hem de bebeğin anestezi alması demek olduğu unutulmamalıdır.Normal yolla doğumun avantajları şöyle sıralanabilir:


"Bebek annenin karnındayken, su içinde yüzer pozisyondadır ve bu nedenle akciğerleri suyla dolmuştur. Normal doğumda önce bebeğin kafası, ardından basınçla göğüs kafesi çıkar. Bu sırada bebeğin ciğerlerindeki sıvı boşalır ve ağlamaya başlar. Ağlamayla birlikte akciğerlere hava gider. Oysa sezaryende basınç olmadığı için bebek ciğerlerindeki suyu atmadan doğuyor. Sezaryenle doğan bebek, normal yolla doğan bebeğe oranla üç gün boyunca daha hızlı nefes alıp veriyor ki ciğerlerindeki sıvıyı atabilsin. Ayrıca sezaryen yöntemiyle doğumda bebek anestezi aldığı için uyanmıyor, emzirmeye daha geç başlanıyor. Oysa ki ideal olan, bebeğin doğduktan sonra ilk yarım saatte emzirilmesidir." Dr. Özgeneci, gerekmedikçe sezaryenle doğum yapmanın annenin sağlığını da olumsuz etkileyebilecek yönleri olduğunu şöyle anlattı: "Doğumdan sonra ağrı olduğu için anne hayata geç başlayabiliyor. Normal doğum yapan anne ve bebeği yaklaşık 24 saat sonra taburcu edebilirken, sezaryende bu süre 72 saattir. ’Bebeğin sarılığı var mı, solunumu iyi mi, annede bir sorun görülüyor mu?’ Bütün bu risklerin düşünülmesi gerekiyor. Sezaryenle doğum yapan annelerin uzun süre ağır işlerden kaçınması gerekiyor. Çünkü dikiş yerlerinde ağrılar da oluyor. Sezaryenle doğum yapan anneler normal doğum yapanlara göre de daha geç kilo veriyor."

KAYNAK

HANGİ DOĞUM DAHA SAĞLIKLI?


Anne adaylarının çoğu sezaryeni seçiyor. oysa normal doğum bebek ve anne için daha yararlı. Üstelik sanıldığı kadar zor da değil. Türkiye\'de kadınların yüzde 80\'i sezaryenle doğum yapıyor. abd\'de ise bu oran sadece yüzde 20. doktorlar kadınların sezaryeni tercih etme nedeni olarak korkuyu gösteriyor. sağlık ve maliyet açısından bakıldığında normal doğum sezaryene göre çok daha avantajlı. Hamileliğin altıncı ayında başlayıp iki ay süren eğitim programlarına anne ve babanın gitmesini öneren uzmanlar, "bu kurslarda anne ve babanın bilmesi gereken her şey öğretiliyor. İnsan neyle karşı karşıya olduğunu bilir ve bilgilenirse korkuları da azalıyor. normal doğumda anestezi uygulamasıyla annenin ağrıları da azaltılıyor. türkiye'de farkındalık düzeyinin artması, teknolojinin gelişmesiyle normal doğumlarda artış var, ama bu yeterli değil"

Neden sezaryen?


Sezaryene büyük bir ameliyat gibi bakılması gerektiği belirtilirken anne ve bebeğin koşullarının uygun olması halinde normal doğum yapılması öneriliyor. bazı anne ve babalar çocuğun burcunun istedikleri gibi olması için veya doğumu daha önceden belirledikleri özel bir güne denk getirmek için sezaryene başvurabiliyor.


Bunların yanı sıra bazı fiziksel koşullar da doğumun sezaryen yöntemiyle olmasını zorunlu kılıyor. normal doğumda başı aşağıya doğru olması gereken bebek yan veya çapraz dönmüşse ya da bebeğin ağırlığı dört kilodan fazlaysa sezaryen kaçınılmaz oluyor. anne açısından bakıldığında da sezaryenin gerekli olduğu durumlar bulunuyor. Örneğin bel fıtığı, kalp ve beyin rahatsızlığı bulunan anne adayları da sezaryen yöntemiyle doğurtuluyor. bu tür durumlarda normal doğumda diretmek hem annenin hem de bebeğin sağlığını, hatta hayatını bile tehlikeye atmak demek.


Normal doğumun avantajı


Sezaryenin hem annenin hem de bebeğin anestezi almak olduğunun unutulmaması gerektiğini belirten dr. arzu Özgeneci, normal yolla doğumun avantajlarını şöyle sıraladı:


Bebek annenin karnındayken, su içinde yüzer pozisyondadır ve bu nedenle akciğerleri suyla dolmuştur. normal doğumda önce bebeğin kafası, ardından basınçla göğüs kafesi çıkar. bu sırada bebeğin ciğerlerindeki sıvı boşalır ve ağlamaya başlar. ağlamayla birlikte akciğerlere hava gider. oysa sezaryende basınç olmadığı için bebek ciğerlerindeki suyu atmadan doğuyor. sezaryenle doğan bebek, normal yolla doğan bebeğe oranla üç gün boyunca daha hızlı nefes alıp veriyor ki ciğerlerindeki sıvıyı atabilsin. ayrıca sezaryen yöntemiyle doğumda bebek anestezi aldığı için uyanmıyor, emzirmeye daha geç başlanıyor. oysa ki ideal olan, bebeğin doğduktan sonra ilk yarım saatte emzirilmesidir.\"


Dr. Özgeneci, gerekmedikçe sezaryenle doğum yapmanın annenin sağlığını da olumsuz etkileyebilecek yönleri olduğunu şöyle anlattı: \"doğumdan sonra ağrı olduğu için anne hayata geç başlayabiliyor. normal doğum yapan anne ve bebeği yaklaşık 24 saat sonra taburcu edebilirken, sezaryende bu süre 72 saattir. \'bebeğin sarılığı var mı, solunumu iyi mi, annede bir sorun görülüyor mu?\' bütün bu risklerin düşünülmesi gerekiyor. sezaryenle doğum yapan annelerin uzun süre ağır işlerden kaçınması gerekiyor. Çünkü dikiş yerlerinde ağrılar da oluyor. sezaryenle doğum yapan anneler normal doğum yapanlara göre de daha geç kilo veriyor.\"


Ağrısız doğum


Anne olmak isteyen çoğu kadının adeta kâbusu olan normal doğum sancıları için ise artık çözüm var. \'epidural anestezi\' adı verilen ve sıklıkla normal doğumda kullanılan bu yöntemle, omurilikten çıkan sinirlerin omuriliği çevreleyen zardan çıktıktan sonra vücuda dağıldığı nokta uyuşturuluyor. böylece bel ve belin alt kısmı uyuşturuluyor ve ağrı hissedilmiyor. bölgesel bir anestezi olan bu yöntem sayesinde doğum yapan kadın etrafında olup bitenleri, özellikle bebeğin doğumunu görme şansına sahip oluyor. tam ağrı kontrolü sağlanabilen \'epidural anestezi\'de doğum sonrası 1-2 gün ağrı hissedilmiyor ve hareket edilebiliyor.


Metropolitan florance nightingale hastanesi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı meral saraçel ise, doğum öncesi hangi yöntemle çocuk doğurulacağına karar verilmesi kadar, annenin doğum yapacağı yerin seçimine özen göstermesi gerektiğini hatırlatarak, annelere şu ipuçlarını verdi:


=Bavulunuz hazır olsun


=Anne mutlaka doğum yapacağı yeri önceden görmeli ve bu konuda bilgilenmeli. hangi hastanede doğum yapacağına karar vermeli anne. bebek odasını görsün. Çünkü doğduğu an bebeğini teslim ediyor. doğum yapacağı hastaneyi seçerken anne sütünü destekliyorlar mı, doğar doğmaz bebeği getir

KAYNAK

20 Ekim 2009 Salı

Dişleri Temizleyen Meyveler


Diş Hekimi Tülay Tacettinoğlu, diş ve dişeti temizliğinin iyi yapılması gerektiğine dikkat çekti ve elma-havuç gibi meyvelerin mekanik olarak diş temizliği sağladığını bildirdi.


Kayseri Diş Hekimleri Odası Başkanı Diş Hekimi Tülay Tacettinoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ağızda biriken mikropların, besin parçalarından asit açığa çıkarması sonucunda diş ve dişeti hastalıklarının ortaya çıktığını, bu hastalıklardan korunmak için diş ve dişeti temizliğinin iyi yapılması gerektiğini belirtti.


Diş ve dişeti temizliği için en iyi yöntemin, dişlerin düzenli olarak fırçalanması olduğunu, ancak bazı besinlerin de ağız temizliği açısından faydalı olduğunu bildiren Tacettinoğlu, şu bilgileri verdi:


'Peynir, süt, elma ve havuç gibi besinler, içeriklerindeki bazı maddelerle tükürük akışını uyararak, ağızdaki asit miktarını azaltarak temizliğe yardımcı olurlar ve dişin yapısını güçlendirirler. Ayrıca elma ve havuç gibi meyvelerin ısırılarak yenmesi, dişlerin mekanik olarak temizlenmesine ve dişeti sağlının korunmasına yardımcı olur. Bu meyvelerin lifleri, çiğneme sırasında doğal diş fırçası görevi yapar. Şekersiz veya karbamid, bicarbonat, flor, kalsiyum ve fosfat içeren cikletler de tükürük akışını hızlandırarak plak birikimini azaltır ve diş çürümelerini engeller.' Diş ve dişeti hastalıklarının ortaya çıkmasında beslenme alışkanlıklarının da önemli rol oynadığına dikkati çeken Tülay Tacettinoğlu, yetersiz ve dengesiz beslenmenin, ağız ve diş dokularının gelişimini olumsuz etkilediğini vurguladı.

Kaynak Burda

Diş fırçalamayı oyuna dönüştürün


Ağız sağlığı, genel sağlığımızı etkileyen çok önemli bir konu. Bu yüzden sağlıklı diş ve diş etlerinin ilk adımı bebeklik döneminde başlıyor. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, çocuklara diş temizleme alışkanlığı kazandırmanın yollarını anlattı:



=Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş bir diş fırçası alın. Yutmasını önlemek için üç yaşından küçük çocuklarda diş macunu kullanmayın.




=Çocuğunuz dişlerini fırçalarken, siz de kendi dişlerinizi fırçalayın. Ona birkaç tane, renk renk diş fırçası ve diş macunu alın. Her seferinde başka bir ikili seçmesini sağlayın. Bu, diş fırçalama isteğini ve motivasyonunu artırır.


=Önce kendisinin dişlerini fırçalamasını bekleyin, sonra siz onun, o da sizin dişlerinizi fırçalasın.


=Diş fırçalama panosu oluşturun ve her fırçalamadan sonra pano üzerinde işaretleme yapın.


=Banyoya bir kum saati yerleştirin ve her fırçalamada kum saatini ters çevirerek zaman tutun. Yaklaşık iki dakikalık fırçalama yeterlidir.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Bir avuç çilek her derde deva!



Birkaç tane çileğin sizler için neler yapabileceğini tahmin bile edemezsiniz...



Bir porsiyon çilekte yaklaşık 50 kalori vardır. Bir porsiyon çilek yiyerek açlığınızı bastırabilirsiniz.


Çilek aynı zamanda kalp ritminiz için de çok faydalıdır.


Kalbe zararlı olan C reaktif protein seviyesini azaltan bu minik meyve, kötü kolesterolünüzü düşürür.


Yulaf ezmesiyle birlikte yenen çilek; kalbe fayda sağlamanın ötesinde kanser riskini de azaltır.


Beynin yaşlanmasını azaltan 'flavonoidler' de çilekte bol miktarda bulunur.

Çikolata yiyenlerin ömrü bir yıl uzuyor!


Harvard Üniversitesi tarafından sekiz bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, çikolata yemek ömrü uzatıyor. Çikolata yiyenlerin ömürlerinin en az bir yıl uzadığını belirten uzmanlar, bunu çikolatanın içindeki antioksidan maddelere bağlıyor. Çikolatanın faydaları ise saymakla bitmiyor. Kalp hastalıkları ve kanserle mücadele ediyor, cildi besliyor. Ayrıca içinde büyük oranlarda bulunan magnezyum, demir ve kalsiyum da güçlü kemiklerin oluşmasını sağlıyor. Çikolatadaki doymuş yağ oranı, kandaki iyi kolesterolü artırmıyor.

Diyabet diş sağlığını olumsuz etkiliyor!


Vücudun genel sağlık durumunu önemli derecede etkileyen diyabet; diş ve ağız sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Diş hekimi Çağdaş Kışlaoğlu'na göre; kontrolsüz diyabette tükürük yüksek seviyede şeker içeriyor ve bu da diş çürüğüne sebep oluyor. İşte Kışlaoğlu'nun anlattıkları...



Günümüzde diyabet hastalığı, bilinen komplikasyonların yanı sıra diş kaybı ile sonuçlanan diş eti hastalıklarına da yol açabilir. Bu nedenle diyabetliler düzenli aralıklarla diş hekimine gitmelidir.


ŞEKERİNİZİ ÖLÇTÜRÜN!


Diyabetli hastalar, diş hekimine gitmeden bir gün önce mutlaka açlık kan şekerini ölçtürmelidirler. Kontrolsüz diyabette, yüksek kan şekeri seviyesi, yaraların iyileşmesini geciktirir.


Hastanın beslenme düzenini ve ilaç kullanım saatlerini aksatmaması gerekir. Bazı geniş cerrahi müdahalelerde, hastanın hekimi ile görüşülerek hem beslenmesinde hem de ilaçlarının dozunda değişiklik yapılabilir.

Gebelik testinde en doğru cevap

Kadınlar, Predictor ile hamile olup olmadıklarını yüzde 99 doğru olarak öğreniyor.

Evde uygulanabilen gebelik testi Predictor; hamilelik hormonunu çok küçük miktardayken bile idrarda tespit edip, doğru sonucu gösteriyor.

Doğum kontrol hapları kadını özgürleştirdi!


Soru: Okuduğum bir haberde doğum kontrol haplarının kadınları erkekleştirdiği yazıyordu. Kadınlar, artık seksi, erkekler gibi özgür yaşamıyor mu? D.T./Bursa



Doğum kontrol hapları hormonal yapıyı bozmaz. Doğum kontrol hapları, gebelik riskini ortadan kaldırdığı için, seksi rahatlattı. Kadınlar da bu sebeple özgürlük kazandı. Tabii bunun da beraberinde getirdiği birtakım durumlar oldu. Burada 'kadınlar erkekleşti' derken, büyük ihtimalle rahatlıktan bahsediyorsunuz. Gerçekten de kadınlar da artık erkekler gibi rahat... Çünkü doğum kontrol hapları, gebelik tehlikesini ortadan kaldırdı. Yoksa hormonal bir değişiklik ve sakal çıkması gibi bir durum söz konusu değil! Sizin kastettiğiniz psikososyal davranışlar...


Kadınlar daha istekli


Yani kadının libidosu gelişiyor ve daha seçici olmaya başlıyor, bu sebeple de feminen görünümlü erkekleri çekici buluyor. Günümüzde kadınların doğum kontrol hapları sayesinde daha istekli ve daha seçici bireyler haline geldiği de tabii ki bir gerçek...


Ezbere ilaç almaktan kaçının!


Soru: Vitaminin yararlarını biliyorum. Ben de multivitamin kullanmak istiyorum. Ancak ne zaman multivitamin kullanmam doğru olur? T.T./İstanbul


Öncelikle vitamin kullanmaya başlamadan önce hekiminize danışmalısınız. Kesinlikle ezbere ilaç alınmayın! Bir başkasına iyi gelen bir vitamin sizin için o kadar da yararlı olamayabilir. Ayrıca bu tip ilaçların yanlış dozlarda veya fazla alınması karaciğer bozukluğuna, kemiklerde tahribata veya beyinde hasarlara neden olabilir.


Ağrı psikolojik olabilir


Hekiminiz sizin için en uygun vitaminin hangisi olduğuna karar verecektir. Bu şikayetler bazen psikolojik de olabilir. Yani; psikolojik sebepler de ağrıya yol açabilir. Bu durumda ilaç kullanmak yerine gıda takviyesi ve bol meyve yiyerek de bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz.


Ağrılara karşı B6 vitamini alın!


Soru: Kış mevsimine girerken vitamin eksikliğinden bahsediliyor. Uzmanlar, vitamin alımı konusunda uyarıyor. Peki hangi vitamin neye iyi geliyor? İ.D./Ankara


Eğer aşağıdaki rahatsızlıklardan birini ya da birden çoğunu yaşıyorsanız, vitamine ihtiyacınız var demektir.


=Dişler çabuk çürüyor veya dökülüyorsa; B vitamini


=Saçlar kuruyor veya dökülüyorsa; gözlerde görme bozukluğunuz varsa; A vitamini


=Tırnaklarınız çabuk kırılıyorsa; A ve D vitamini


=Kemikleriniz güçsüzse ve çabuk kırılıyorsa; D vitamini


=Sık sık ishalle baş etmeye çalışıyorsanız; A vitamini


=İleri saç dökülmeleri ve adet düzensizliği varsa; E vitamini


=Halsizlik ve çabuk yorulma varsa; A, C ve B vitaminleri


=Kansızlık ve fibromiyalji (yumuşak doku romatizması) varsa; B6 ve B12 vitaminleri


=Alkol ve sigara bağımlısıysanız ve olumsuz etkilerinden kurtulmak istiyorsanız; C ve B12 vitaminleri kullanmanız gerekir.

Kaynak:Sabah Gazatesi

Maden suyu kan basıncını düzenliyor


Çeşitli nedenlerle kaybettiğimiz sıvıyı geri kazanmanın sağlıklı bir yolu da maden suyu içmekten geçiyor. Magnezyum içeriği yüksek olan maden suları; kalbe bağlı ani ölümler ile prostat ve meme kanserinin görülme riskini azaltıyor. Kalsiyum ile magnezyum; kasların düzenli çalışmalarına yardımcı oluyor. Maden suyu, yüksek karbonat içeriği ile mide asidinin fazlalılığını bastırıyor. İçinde bulunan sülfat ise karaciğerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasına yardımcı oluyor.

7.Yaşımızda 77 Anneye 77 Hediye(anneyiz.Biz)


2Kasım 2009 tarihine kadar
Anneyiz.Biz'i arkadaşlarına tavsiye et.
Üye olmalarını sağla.
77şanslı anneden biri ol
77hediyeden birini kazan!

Brokoli yiyin, göğüs kanserini önleyin!


Kansere karşı bizi koruyan ve son yıllarda tüketimi hızla artan brokoli, tam bir sağlık deposu... Her yaşta yenmesi geren brokolinin yararlarından bazıları şöyle:



Zengin bir A, E ve C vitamini deposu olan brokoli, içeriğindeki flavonoidlerle bağışıklık sistemimizi güçlendirir.


Yüksek miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesini yavaşlatmaya yardımcı olur.


Demir ve çinko da içermektedir. Kadınlarda göğüs kanserini önler.


Prostat, bağırsak ve idrar kesesi kanserlerine karşı güçlü bir koruyucudur.

Kahvaltı yapmayan daha az yağ yakıyor!!!!

Kahvaltı yapmayanlar! Neler kaçırdığınızı biliyor musunuz? Aslında daha fazla yağ yakabilmeniz için işin sırrı son derece basit: 'Düşük glisemik indeksli' bir kahvaltı etmek... Kulağa bilimsel geliyor ama 'glisemik indeks'; aldığınız besinin kan şekerinizi ne kadar hızlı yükselttiğine bakılarak ölçülebilir.



BEYAZ EKMEKLE VEDALAŞIN


Beyaz ekmek gibi işlenmiş karbonhidrat içeren yüksek glisemik indeksli besinler, kan şekerinizi çok hızlı yükseltir. Tam tahıllı ürünler ve şekersiz yoğurtlar ise her şeyin yolunda gitmesini sağlar... Kadınlar; kahvaltıda müsli, yağsız süt, elma suyu, şeftali ve yoğurt gibi düşük glisemik indeksli besinler tüketince, günlük aktiviteleri sırasında daha çok yağ yakar. Beyaz ekmek, salam, margarin ve şekerli bir içecek tercih edenler ise daha çok karbonhidrat yakar! Düşük glisemik indeksli kahvaltının uzun süre tok tuttuğunu da unutmayın.

Etiketleri Okuyun,Katkı Maddelerini Tanıyın!

Bazen yağsız pişmiş tavuktan ya da şekersiz pudingden umduğunuzdan daha fazlasını alırsınız. Bunlar yediklerinizin içindeki katkı maddeleridir... Bazı insanlarda baş ağrısı, alerji hatta kalp çarpıntısını tetikleyen katkılar; bazen ölümcül sonuçlar da yaratır.
Eğer yediğiniz bir şeyin size dokunduğunu hissederseniz, içinde sülfit, aspartam ya da MSG (Monosodyum Glutamat) olup olmadığını kontrol edin.
MSG; yıllardır pek çok restoranda lezzet artırıcı olarak kullanılır ama nefes darlığı ve mide bulantısı yapabilir.
UYARI: Etiketleri kontrol edin ve içinde bu maddeler bulunan besinleri almayın. Hatta bundan böyle hiç katkı maddesi içermeyen besinler tüketin. Bu değişim daha genç kalmanızı da sağlar.

18 Ekim 2009 Pazar

Probiyotik Nedir?

Son günlerde bebek mamalarıyla, yoğurt gibi bazı gıdalarla ‘ Probiyotik ‘ kelimesi sıkça karşımıza çıkmaya başladı. Probiyotik içeren gıdaların ne anlama geldiğini bilmek için, önce vücudumuzun normal bakterilerinden haberdar olmalıyız.



Evet bakteriler, her zaman zararlı varlıklar değillerdir. Bazı türleri hastalıklara yol açar. Ama aynı zamanda, vücudumuzda bizimle barışık yaşayan pekçok dost bakteri türü de mevcuttur. Bunlar, hastalık yapan ( patojen ) bakterilere karşı bizi savunurlar. Bağışıklık sistemimizin parçası olarak enfeksiyonun önlenmesine yardımcı olurlar. Ayrıca, barsakta bazı vitaminlerin sentezini, sindirimin normal işleyişini, gıdaların emilmesini sağlarlar. İşte probiyotikler de bu dost bakterileri içeren gıdalardır.


Günlük yaşamda geçirdiğimiz hastalıklar, antibiyotik kullanımı gibi bazı nedenlerle vücudumuza dost olan barsak bakterileri azalmaktadır. Böylece ortam patojen bakterilerin çoğalmasına uygun hale gelmekte, bu kayıp yerine konmazsa başka problemler ortaya çıkmaktadır. Örneğin, çoğu anne antibiyotik tedavisi sonrasında bebeğin altında pişik oluştuğuna veya ishal başladığına tanık olmuştur. Bu gibi durumlar, vücuttaki hasssas dengelerin bozulmasının sonucudur.



Son yıllarda, probiyotikler oldukça popüler olmuş ve probiyotik içeren gıdalarla ilgili pek çok çalışma yapılmıştır. Bunların sonucunda, probiyotik gıdaların ishal veya kabızlıktan kurtulmada, antibiyotik ishalinin süresini azaltmada, hatta çocuğu egzama, astım gibi allerjik hastalıklardan korumada etkili olduğu gösterilmiştir. O halde; çocuğunuz sık sık hastalanıyor, sık antibiyotik kullanması gerekiyor, barsakları iyi çalışmıyor veya allerjik bir bünyesi varsa probiyotik gıdaları günlük diyetine eklemek yararlı olacaktır. Mama ile beslenmesi gereken bebeklerde de probiyotik içeren mamaların seçimi iyi bir tercihtir. (Anne sütü alan bebekler ise zaten çok şanslılar, çünkü onların barsaklarında bu yararlı bakteriler bol miktarda bulunmaktadır.)

kaynak

''iyi Mikrop'' Oboziteyi Engelliyor


Araştırmacılar, probiyotik takviyelerin bebeğe hiçbir zararının olmadığını da ortaya çıkardı. Hatta bu takviyeleri kullanan annelerin bebeklerinin bazı hastalıklara daha az yakalandığı da belirlendi. Peki, buradaki sihir ne? İyi bakterinin, vücuttaki iltihaplanmayı önlemesi ve bir şekilde obeziteyi kontrol altına alması mümkün. Veya vücutta yağları depolayan bakteriyi de dengeliyor olabilir ama bunun nasıl olduğu belli değil... Tabii istiyorsanız kendinize bir spor hocası ve dadı tutabilirsiniz ama biz önce bu küçük bakteriyi denemenizi tavsiye ederiz. Hem unutmayın ki, cüzdanınız da bunu tercih eder!

Hamilelik Kilolarından Bakterilerle Kurtulun

Hamilelik boyunca alınan kilolar hayatınız boyunca sizinle olmak zorunda değil....Yoğurt ve sütte olan probiyotikle işi hızlandırır.

 Hamilelikten sonra eski kilonuza dönmek,hatta daha da ince olmak için emrinde üç aşçı,iki dadı ve bir spor hocası çalışan bir  ünlü olmak zorunda değilsiniz...
   Çünkü genel sağlığınız için alacağınız küçük bir hap,hamilelikte aldığınız kilolardan kurtulmanıza da yardımcı olabilir.Bu küçük hap,probiyotik bir takviyedir...
   Teknik olarak probiyotikler iyi huylu mikroplardır.Ve sindirim sisteminin iyi çalışması,bağışıklık sisteminin güçlenmesi için her gün düzenli olarak bu iyi mikroplardan almamız tavsiye edilir.Yani,kötü mikropları kontrol altında tutmak için iyi bakterilere sahip olmak önerilir...

DAHA AZ KİLO ALDILAR

    Finlandiya'da yapılan bir araştırma;ilk üç aylarında probiyotik takviye alan ve düzenli beslenen hamile kadınların,bu takviyeyi kullanmayan kadınlara oranla;doğumdan sonra daha az kiloya sahip olduklarını gösterdi.Probiyotik takviye alanların bel çevrelerinin daha az yağlandığıda görüldü.

Kaynak:Sabah Gazetesi

12 Ekim 2009 Pazartesi

Bebekler Nasıl Görür?

Bebeğiniz doğar doğmaz, sizler büyük bir merakla onun kime benzediğini, nasıl bir bebek olduğunu görmek istersiniz ve bu merakınızı hemen giderebilirsiniz. Oysa bebeğiniz sizi ne kadar zamanda net bir şekilde görebilecek biliyor musunuz?..

Buraya Buyrun


kaynak

Sağlık Bakanlığı’ndan Aşı Uyarısı...


Aileleri, çocuklarına gerekli aşıların yapılması konusunda uyaran Sağlık Bakanlığı, aşının özellikle bebek ve çocukları birçok hastalıktan koruduğunu, aşılanmamış çocuklarda hastalık, sakatlık ve ölüm oranlarının çok sık görüldüğünü belirtti.

 ANKARA - Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, dünyada her yıl ‘Aşı ile korunabilir’ hastalıklardan 1 milyon 700 bin çocuğun hayatını kaybettiğine dikkat çekildi.

Bakanlıkça yürütülen ‘Genişletilmiş Bağışıklama Programı’ kapsamında, bebek ve çocuklarda görülen, difteri, boğmaca, tetanoz, verem, kızamık, çocuk felci, hemofilus influenza tip b (hib), kızamıkçık, kabakulak ve hepatit B hastalıklarına bağlı sakatlık ve ölümlerin ortadan kaldırılmasının hedeflendiği ifade edilen açıklamada, çocuklarda boğmaca, tetanoz ve kızamık hastalıklarının yol açtığı ölümlerin önemli bölümünün yaşamın ilk yıllarında gerçekleştiği belirtildi.

Yenidoğan her bebeğin bir yaşına ulaşmadan önce aşı takvimine uygun olarak bağışıklanmasının, ‘aşı ile korunabilir’ hastalıkların zararlarının en aza inmesini sağladığını vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: “Aşılar, vücutta savunma mekanizmasını uyararak, hastalık etkenini tanıyan ve bu etkenle karşılaşıldığında onu yakalayıp yok eden koruyucu antikorların oluşmasını sağlar. Aşılanan kişi, hastalıklara karşı bağışık yani dirençli olur. Oluşan bu antikorlar genellikle ömür boyu vücutta kalır ve hastalık etkeniyle karşılaşınca onu etkisiz kılmak için savaşır. Aşı hayat kurtarır. Bakanlık olarak yürüttüğümüz ‘Genişletilmiş Bağışıklama Programı’ kapsamında, aşı ile önlenebilir hastalıkların zararlarını en aza indirmeyi hedefliyoruz.” YENİ AŞILAR BCG (verem), çocuk felci, difteri-boğmaca-tetanoz karma aşısı, hemofilus influenza tip b (hib) ve hepatit B aşılarının tamamının sağlık ocakları ile ana çocuk sağlığı merkezlerinde ücretsiz yapıldığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: “Bakanlık olarak, bebek ve çocuklar için uyguladığımız aşılama takvimine göre, aileler bebekleri doğar doğmaz hepatit B, iki ay dolunca BCG (verem), difteri- boğmaca-tetanoz karma aşısı, hemofilus influenza tip b (hib), ağızdan çocuk felci aşısı, hepatit B, üç ve dört ay dolunca, hemofilus influenza tip b (hib), difteri-boğmaca-tetanoz karma ile ağızdan çocuk felci aşısı, dokuz ay dolunca hepatit B, 12. ayda, kızamık-kızamıkçık-kabakulak kombine aşısı, 16-18 ay dolunca yine difteri-boğmaca-tetanoz karma aşısı ile ağızdan çocuk felci pekiştirme dozunu ücretsiz yaptırabilmektedir. Okul dönemi çocuklar için de ilköğretim birinci sınıfta ‘erişkin tipi difteri dozu’ içeren tetanoz-difteri aşısı, ağızdan çocuk felci, kızamık-kızamıkçık-kabakulak kombine aşısı, ilköğretim sekizinci sınıfta öğrenim gören çocuklar için yine erişkin tipi difteri dozu içeren tetanoz difteri aşısı ile kızamıkçık ve hepatit B aşılarının uygulanmaktadır.”

Kaynak:Ntvmsnbc-Haberler-06 Ekim 2006

3 Ekim 2009 Cumartesi

BEBEĞİNİZE DOĞRU GİYSİLER SEÇİN


Bebek sahibi olmanın en tatlı taraflarından biri, her yanından sevimlilik akan o minicik giysileri satın alıp, çocuğunuza giydirmek. Peki ama yaş büyümeye başlayınca kendi başına giyinmesini nasıl öğreteceksiniz?

Bebekleri giydirmek annelerin en büyük zevklerinden biri. Küçük bey ve hanımları giydirirken rahatlığa ve tasarıma olduğu kadar kaliteye de önem vermek gerekiyor. Ceylan’ın sizin için hazırladığı “Bebeğinizin Giyim Rehberi” sayfalarında bebeğinizin giyimiyle ilgili dikkat edilmesi gereken noktaların yanında; Ceylan’ın pratik önerilerini ve merak ettiğiniz noktaları bulacaksınız.


Çocuğunuza kendi kendine giyinmeyi öğretmenin pratik yolları:

• Öğrenmeye hazır olduğu zamanı iyi seçin

Öğrenmek için en uygun zaman 18-24 ay arasıdır. Öncelikle onun neleri yapamadığını gözleyin. Çocuklar için giysileri çıkarmak onları giymekten daha kolaydır. Çocuğunuzun çoraplarını çekiştirmesi, tokalarıyla oynaması ya da yeleğini çıkarmaya çalışması onun üzerini değiştirmeye ve bu alışkanlığı kazanmaya hazır olduğunu gösteren işaretler olarak kabul edilebilir.


• Doğru giysileri seçin


Çocuğunuzun giysilerini seçerken onun kolayca giyip çıkarabileceği pratik olan giysileri tercih etmelisiniz. Aldığınız ürünler eğer dayanıklı ve yumuşak olursa çocuğunuzun kavraması ve kullanması daha kolay olacaktır. Çocuğunuzun üzerine tıpa tıp uyan bir elbise bulmak zor olabilir, fakat fazla geniş ya da onun taşımakta zorluk çekeceği kadar ağır giysiler de tercih etmemelisiniz.


• Beceri kazanmasını sağlayın


Ellerini ve gözlerini kullanmayı öğrenen çocuk, giyinmenin anahtarını bulmuş demektir. Çocuğunuzun yemek yemeyi öğrenmesi, resim yapmaya çalışması gibi kendi kendine giyinmeyi öğrenmesi de gün be gün gelişecektir. Çocuğunuza bu alışkanlığı kazandırırken onun oyuncaklarından da yararlanabilirsiniz. Oyuncaklarını giydirmeye çalışan bir çocuk böylece zamanla kendinde de aynı şeyleri deneyecektir.


• Fikrini söylemesine izin verin


Birçok çocuğun kendi giysilerine karar verme yönünde güçlü duyguları vardır. Eğer onları birebir kendi seçimleriyle baş başa bırakmakta zorlanıyorsanız ve yanlış kararlar aldığını görüyorsanız telaşlanmayın. Onun seçim şansını sınırlayabilirsiniz. Örneğin iki farklı renkte kazak ile giderek hangisini giymek istediğini sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuz kendi giysilerine kendisi karar verdiğini düşünerek daha büyük bir istekle giymeye çalışacaktır.


• Çocuğunuzu teşvik edin


Çocuğunuzun kendi kendine giyinmeyi öğrenmeye başladığı ilk zamanlar oldukça zor olabilir. Sizin bu durumda bir denge kurmanız gerekecektir. Hem ona yardım etmeli hem de onu alıştırmak için zaman zaman giyinirken yalnız bırakmalısınız. Örneğin hırkasını giydirirken bir kolunu siz geçirin diğerini ise onun geçirmesini isteyin. O bu işleri yaparken sakın elinden almayın. Yavaş da yapsa onun yapmasına izin verin. Eğer çocuğunuz başarılı olduğunu ve yapabildiğini görürse teşvik edilmiş olacak ve bir daha yapmak isteyecektir.

• Fazla üzerine gitmeyin


Giyinmeyi öğretirken onu zorlamayın. Ya da yapabileceğinden fazlasını yüklemeyin. Yanlışlar yaptığında ise onu düzeltmesi için zorlamayın. Her başarılı olduğunda onu överek güzel sözler söyleyin.


• Gelecek için hazırlayın

Giysilerini katlamayı ve düzenlemeyi öğretmek başlangıçta bir rüya gibi görünebilir. Fakat en azından çocuğunuza giysilerini düzgün bir şekilde koymayı öğretebilirsiniz. Yıkamak için çamaşırlarını ayırdığınızda ya da dolabını düzelttiğinizde çocuğunuzun size yardım etmesine izin verin. Böylece giysilerini koyduğu yerde bulmayı da öğrenecektir.


Ne zaman öğrenecek?


Eğer çocuğunuz aşağıda yazılı olan yaşta sıralanan özellikleri yapamıyorsa telaşlanmayın. Her çocuğun farklı bir şekilde gelişim gösterdiğini aklınızdan çıkarmayın.


1-2 yaş : Bu yaşlar çocuğun ilk atılımda bulunduğu yaşlardır. Tokasını saçından çıkarmaya çalışır, giysilerini çekiştirir.
2-3 yaş : Düğmelerini açabilir, tişörtünü giymeye çalışır.
3 yaş : Bütün giysilerini giyebilir, fakat bu uzun zaman alır.
4 yaş : Giysilerini tamamen giyebilmeli ve düzgün bir şekilde koyabilmelidir.
5 yaş : Ayakkabılarını bağlamayı öğrenir.

Burda